SEVGİYE YER KALMADIMI ?

Kategori: --- Yazar: firebird  Tarih: 5-05-2012, 11:13

Uzakdoğu’da bir Budist tapınağında, Bu tapınak bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu ve burada geçerli olan incelik, anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti. Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, kapıda tokmak ya da çan, zil türünden ses çıkaran bir gereç yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki “bilgelik arayıcısı” kapıda duran yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları başladı.
Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu.
İçerdeki bir süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve kabı yabancıya uzattı. Bu “Yeni bir aracıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz” demekti.
Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını dolu kabın içindeki suyun üzerine bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı.
İçerdeki Budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı.
Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardır.

Kizlarla erkekler arasindaki fark )))

Kategori: --- Yazar: admin  Tarih: 5-05-2012, 08:04

Yaşamanın bedeli nedir acaba

Kategori: --- Yazar: firebird  Tarih: 2-05-2012, 09:11

Rahmetli Vehbi Koç ile yapılan bir televizyon röportajıydı. Yıllar önce…

“Param var, malım var, şanım var, mevkiim var; ama gel gör ki, iki kaşık bulgur, bulgur pilavı yiyemiyorum” demişti üzüntüyle. Domatesli bulgur pilavının yanında turşu ve soğan çok uzun zaman önce yasak edilmişti ünlü işadamına. “Çok şükür bugünleri de gördüm ama…”diye konuşmasını sürdüren ünlü sanayici “dünyanın en kudretli adamı da olsan fark etmiyor…” Diye eklemişti. Bir soğan, bir bulgur bazen nelere bedel oluyor.


Emel Sayın’ın hayatının anlatıldığı bir programdı. Çok genç yaşta başlayan yolculuğunda gücü, başarısı ve ışıltısından sonra bugün geldiği nokta konuşuluyordu. Pek çok kadının yerinde olmak istediği güzel, başarılı ve ünlü sanatçı “Bir tek şeye sızlıyor içim… Keşke bir çocuğum olsaydı” derken gözleri dolu doluydu. “Bana hep daha çok gençsin, önce işin, önce sanatın, daha şöhretin başındasın dediler. Ama keşke kimseyi dinlemeseydim. Keşke kimseyi dinlemeseydim…”


keşke tekrar çocuk olabilsek

Kategori: --- Yazar: firebird  Tarih: 9-04-2012, 12:00

Bu makale Can Dündar dan alıntıdır

ÇOCUKLUĞUMUZDA...

Bizim çocukluğumuzda annelerimiz çalışmazdı.
Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
Hatta Babamın bile anahtarı yoktu.
Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi.
Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki.....

En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya,zıplaya yürüyerek gelirdik.

Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.
Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.
Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek
arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.


Mahallemizdeki teyzeler Annemiz gibiydi.
Susayınca girer evlerine su içerdik.
Ya da pencereden bize bir sürahi bir bardak uzatırlar,hepimiz aynı bardaktan
kana kana içerdik. Kısacacı evine gidip gelen (...ki;sadece çişi gelen giderdi evine)
elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
Bu bazen bir kurabiye, bazen bir meyve olurdu.

Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne
koyar oyun bitince geri alırdık.
Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırırlardı bizi...
Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.
Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz,onlar nedir bilmezdik bile,
asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar,
tekme atar, yine oyuna dalardık.

Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza,
oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. Komşumu tanımıyorum ama evinin camında,
temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece; bilmem kaç kuruş hepimizin elinde
bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
Evlerimiz var, içinde yaşayan yok. Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok.
Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler,
girip çıkan yapay insanlar...
Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..

Tahta iskemlelerimizde oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye
hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
Ben kapılarında 'vale'lerin, 'bady'lerin beklediği yerlerden hep
korkmuş çekinmişimdir. Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp,
taksidini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek
ters gelir bana. Benim değildir bu kültür.
Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder. Nedir bunlar?
Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.

Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
İyi de neden böyle olduk ?
Biz mi istemiştik?
Yoksa birileri mi böyle istedi?..

Alıntıdır

FIKRA ))UMARIN S HARFİNİ SÖYLİYE BİLİYORSUNUZDUR)))

Kategori: --- Yazar: admin  Tarih: 5-04-2012, 08:23

Adamım biri evindeki yalnız serçesine arkadaş olması için bir papağan almaya karar verir. Kuş dükkânına gider ve bir tanesi haricinde papağan fiyatlarının çok yüksek olduğunu fark eder, hemen yetkiliye bunun nedenini sorar. Yetkili ise ucuz papağanın özürlü olduğunu, "s" leri söyleyemediğini, "s" yerine "c" dediği anlatır. Adam bütçesine çok uygun olan bu kuşu satın alır ve serçesinin kafesine koyar. Ertesi gün işine gider. Akşam eve döndüğünde çok sevdiği serçesini perişan bir halde, kanlar içinde bulur. Papağana hemen bunun nedenini sorar.
- Papağan : "Sabahtan beri ciki cik diyor. Çok sabrettim ama sonunda dayanamadım. Ben de ciktim."

Ne Kusursuz İnsan Ara, Ne de İnsanda Kusur

Kategori: --- Yazar: firebird  Tarih: 24-03-2012, 11:27

Günün birinde yolu bir dergâha düsen kendi halinde bir adam, dergâhta, bir Mevlevi ile bir Bektaşi”nin sohbet ettiklerini görünce yanlarına yaklaşır. Kendini tanıtır ve dergâhı merak ettiğini, nasıl zikir edildiğini izlemek için geldiğini söyler.

Erenler başlar adama çeşitli nasihatlerde bulunmaya, her biri kendi yolunu mümkün olan en tatlı dille anlatmaya çalışır.

Adam bir yandan onları dinlerken, bir yandan da gözleri onların giysilerine takılır.

Mevlevi’nin giydiği kıyafette kollar o kadar geniş ve uzundur ki hem içine üç kişinin birden kolu sığabilir, hem de uzun olduğu için yalnızca kolları değil, elleri de kapatmaktadır.

Bektaşi’nin kıyafetinde ise tam tersi bir durum vardır.

Elbisenin kolu daracıktır, neredeyse tene yapışmıştır; üstelik kısa olduğu için, eller ta bileklere kadar açıktır.

Bu duruma hayret eden adam, sebebini öğrenmek ister.

Büyük merakla, önce Mevlevi’ye sorar:

“Pirim, kıyafetinizin kolları neden o kadar geniş ve uzun; bunun özel bir sebebi var mı?”

Mevlevi hiç beklemediği bu soru karşısında oldukça şaşırır.

İki kolunu da biraz yukarıya kaldırır, sonra ellerini birleştirerek kollarını daire sekline getirir ve şöyle der:

“Evet, özel bir sebebi vardır. Çünkü biz insanların günahlarını, ayıplarını, kusurlarını örteriz. Başkaları görmesin diye üzerini kapatırız.”

Yanıttan oldukça hoşnut olan adam ayni merakla bu kez Bektaşi”ye döner:

“Peki ya siz, pirim? Sizin kıyafetinizin kolları neden bu kadar dar ve kısa?

Siz insanların günahları ve ayıplarını örtmez misiniz?”

Bektaşi kendi kollarına bakar, birkaç saniyelik bir dalgınlıktan sonra gülümser ve adama bakarak şöyle der:

“Biz mi? Bizim geniş kıyafetlere ihtiyacımız yoktur.

Çünkü biz insanların günahlarını ve kusurlarını görmeyiz.”

Özetle:

Seveceksen öylece sev.

Ne kusursuz insan ara, ne de insanda kusur.

Birincisini zaten bulamazsın, ikincisinde ise, bulduğun her kusur, öğrendiğin her ayıp sahibini değil, seni çirkinleştirir. Her ikisi de seni mutsuz eder. Birincisini bulamadığın için, ikincisini ise bulduğun için mutsuz olursun…


Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler. ( Mevlana )

Yaşam paylaşmakla, Hayat sevince güzel...

Gül ILE Suyun Aski ( Sesli Siir ) Çok Güzel Hikaye.

Kategori: --- Yazar: admin  Tarih: 24-03-2012, 08:07

SEN MUTLU OL YETER

Kategori: --- Yazar: admin  Tarih: 21-03-2012, 09:26

ZiGaRa

Kategori: --- Yazar: SiBeL  Tarih: 16-03-2012, 21:16

BeNi AnLaTiYo:))

Ey Sevdiğim - Korkmaz Bıçkın

Kategori: --- Yazar: admin  Tarih: 12-03-2012, 09:14

sitemizi nasıl buldunuz

Mükemmel
Iyi
Idare Eder
Kötü
Berbat

Tüm Anketler

Emperyal Cafe Giriş

 

Mirc Kullananlar Buraya

mircindir

emperyalcafe mirc indirme

Reklam Alanı